Kamulaştırmasız Hukuki El Atma

Kamulaştırmasız El Atma ve Unsurları

Kamulaştırmasız el atma, idarenin herhangi bir kamulaştırma işlemi yapmaksızın ya da kamulaştırma sürecini usulüne uygun şekilde tamamlamaksızın, özel mülkiyete konu bir taşınmaza fiilen veya hukuken müdahale etmesi durumunu ifade eder. Türkiye’de özellikle imar uygulamaları, yol, park, yeşil alan, okul ve benzeri kamu hizmetlerine ayrılan alanlarda kamulaştırmasız el atma uyuşmazlıkları sıklıkla gündeme gelmektedir. Bu tür müdahaleler, mülkiyet hakkının özüne dokunduğu için hem Anayasa hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında ciddi hak ihlallerine yol açabilmektedir.

Kamulaştırmasız el atmanın varlığından söz edilebilmesi için bazı temel unsurların bir arada bulunması gerekir. Öncelikle ortada özel mülkiyete konu bir taşınmaz bulunmalıdır. Mülkiyet hakkı, Anayasa’nın 35. maddesi ile güvence altına alınmış temel bir haktır ve ancak kamu yararı amacıyla, kanunla ve bedeli peşin ödenmek suretiyle sınırlandırılabilir. Bu çerçevede, idarenin taşınmaza yönelik her türlü müdahalesi hukuki denetime tabidir.

İkinci unsur, müdahalenin idare tarafından gerçekleştirilmiş olmasıdır. Kamulaştırmasız el atma, kural olarak kamu gücü kullanan idarelerin eylem veya işlemleri sonucu ortaya çıkar. Belediye, il özel idaresi, bakanlıklar veya diğer kamu tüzel kişileri tarafından gerçekleştirilen müdahaleler bu kapsamda değerlendirilir.

Üçüncü olarak, müdahalenin kamulaştırma işlemi yapılmaksızın veya kamulaştırma süreci tamamlanmadan gerçekleştirilmiş olması gerekir. İdarenin kamulaştırma kararı almadan taşınmaza el koyması ya da uzun yıllar boyunca kamulaştırma yapmaksızın taşınmazı kamu hizmetine tahsis etmesi, kamulaştırmasız el atmanın en tipik örneklerindendir.

Son olarak, malikin mülkiyet hakkını kullanmasının önemli ölçüde engellenmesi gerekir. Taşınmazdan fiilen yararlanamama, tasarruf edememe veya ekonomik değerinden faydalanamama hâlleri, kamulaştırmasız el atmanın sonuçları arasında yer alır. Bu unsurların varlığı hâlinde, taşınmaz malikinin idareye karşı dava açma hakkı doğar.

Kamulaştırmasız Hukuki El Atma

Kamulaştırmasız hukuki el atma, idarenin taşınmaza fiilen müdahale etmeksizin, aldığı idari kararlar veya yaptığı planlamalar yoluyla mülkiyet hakkını kullanılamaz hâle getirmesidir. Bu tür el atmada, taşınmaz üzerinde fiili bir işgal veya yapılaşma bulunmamakla birlikte, hukuki kısıtlamalar nedeniyle malik taşınmazından yararlanamaz.

Uygulamada kamulaştırmasız hukuki el atma çoğunlukla imar planları yoluyla ortaya çıkar. Bir taşınmazın imar planında yol, park, yeşil alan, okul, sağlık tesisi gibi kamu hizmetlerine ayrılması ve uzun yıllar boyunca kamulaştırılmaması, malik açısından ciddi mağduriyetlere neden olur. Malik, taşınmazını satamaz, üzerine yapı yapamaz veya ekonomik değerinden yararlanamaz. Bu durum, fiili bir el atma olmamasına rağmen mülkiyet hakkının özünün zedelenmesi anlamına gelir.

Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarında, uzun süreli ve belirsiz hukuki kısıtlamaların kamulaştırmasız hukuki el atma teşkil ettiği kabul edilmektedir. Özellikle idarenin, taşınmazı kamu hizmetine ayırmasına rağmen makul süre içerisinde kamulaştırma yapmaması hâlinde, malikin bedel talep etme veya taşınmaz üzerindeki kısıtlamanın kaldırılmasını isteme hakkı doğmaktadır.

Kamulaştırmasız hukuki el atma davalarında, taşınmazın planlarda ne şekilde gösterildiği, bu durumun ne kadar süredir devam ettiği ve malikin mülkiyet hakkını ne ölçüde sınırladığı hususları büyük önem taşır. Bu tür davalarda genellikle tazminat talebi veya hukuki kısıtlamanın kaldırılmasına yönelik talepler ileri sürülür.

Kamulaştırmasız Fiili El Atma ile Kamulaştırmasız Hukuki El Atma Ayrımı

Kamulaştırmasız fiili el atma ile kamulaştırmasız hukuki el atma arasındaki ayrım, uyuşmazlığın çözüm yolu ve talep edilebilecek haklar bakımından büyük önem taşır. Fiili el atma, idarenin taşınmaza fiziksel olarak müdahale etmesiyle ortaya çıkar. Taşınmaz üzerine yol yapılması, bina inşa edilmesi, altyapı tesislerinin kurulması veya fiilen işgal edilmesi, fiili el atmanın tipik örnekleridir. Bu durumda malik, taşınmazı üzerinde fiilen tasarruf edemez hâle gelir.

Kamulaştırmasız hukuki el atmada ise fiili bir müdahale bulunmaz; ancak idari kararlar ve planlamalar yoluyla mülkiyet hakkı kullanılamaz hâle gelir. Taşınmazın uzun yıllar boyunca imar planında kamu hizmetine ayrılması ve kamulaştırılmaması bu duruma örnek teşkil eder.

İki el atma türü arasındaki fark, açılacak davanın niteliğini de doğrudan etkiler. Fiili el atma hâlinde, malik genellikle taşınmaz bedelinin tazminini veya taşınmazın iadesini talep edebilirken; hukuki el atmada daha çok bedel tespiti, tazminat veya plan değişikliği talepleri gündeme gelir. Ayrıca görevli ve yetkili mahkeme ile uygulanacak yargılama usulü de el atmanın türüne göre farklılık gösterebilir.

Sonuç olarak, kamulaştırmasız el atma davaları, mülkiyet hakkının korunması bakımından son derece önemli ve teknik davalardır. Fiili ve hukuki el atma ayrımının doğru yapılması, hak kaybı yaşanmaması açısından kritik öneme sahiptir. Bu nedenle kamulaştırmasız el atma iddiasıyla dava açmadan önce somut olayın dikkatle değerlendirilmesi ve sürecin idare hukuku ve gayrimenkul hukuku alanında uzman bir avukat eşliğinde yürütülmesi, mülkiyet hakkının etkin şekilde korunmasını sağlayacaktır.

Kamulaştırmasız Hukuki El Atmaya Karşı Yargısal Koruma

Kamulaştırmasız hukuki el atma, idarenin herhangi bir fiili müdahalede bulunmaksızın, aldığı idari kararlar veya yaptığı planlama işlemleri yoluyla taşınmaz malikinin mülkiyet hakkını kullanılamaz hâle getirmesi şeklinde ortaya çıkan ağır bir mülkiyet hakkı ihlalidir. Bu tür el atmalarda taşınmaz fiilen işgal edilmemekte; ancak imar planları, idari tasarruflar veya uzun süreli kısıtlamalar sebebiyle malik taşınmazından yararlanamamaktadır. Hukuk düzeni, bu tür durumlara karşı taşınmaz maliklerine etkili bir yargısal koruma sağlamayı amaçlamaktadır.

Kamulaştırmasız hukuki el atmaya karşı başvurulabilecek yargısal yolların başında tazminat davaları ve idari işlemlerin iptali davaları gelmektedir. Taşınmazın imar planında kamu hizmetine ayrılması ve uzun yıllar boyunca kamulaştırılmaması hâlinde, malik idareye karşı yargı yoluna başvurarak mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürebilir. Bu süreçte idari yargı ve adli yargı ayrımı büyük önem taşır.

Bununla birlikte, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatları doğrultusunda, uzun süreli ve belirsiz kısıtlamalar nedeniyle mülkiyet hakkının özünün zedelenmesi hâlinde, maliklerin adli yargıda tazminat talep edebilmesinin de yolu açılmıştır. Bu durum, yargısal korumanın yalnızca idari işlemin iptaliyle sınırlı kalmamasını, malikin uğradığı maddi kaybın da telafi edilmesini sağlamaktadır.

Kamulaştırmasız Hukuki El Atmadan Kaynaklı Tazminat Talebinin Şartları

Kamulaştırmasız hukuki el atmadan kaynaklanan tazminat talebi, idarenin hukuka aykırı müdahalesi nedeniyle taşınmaz malikinin uğradığı zararın giderilmesini amaçlar. Ancak her hukuki kısıtlama otomatik olarak tazminat hakkı doğurmaz. Tazminat talebinin kabul edilebilmesi için belirli şartların bir arada gerçekleşmesi gerekir.

Öncelikle taşınmazın özel mülkiyete konu olması ve malik tarafından hukuken korunabilir bir mülkiyet hakkının bulunması gerekir. Ardından, idarenin taşınmaza yönelik hukuki kısıtlamasının uzun süreli ve belirsiz nitelikte olması aranır. Kısa süreli, geçici veya makul sınırlar içerisindeki kısıtlamalar genellikle tazminat sorumluluğu doğurmazken; yıllarca süren ve taşınmazın ekonomik değerini ortadan kaldıran kısıtlamalar kamulaştırmasız hukuki el atma olarak değerlendirilir.

Bir diğer önemli şart, malikin taşınmazından fiilen veya hukuken yararlanamaması sonucunda maddi bir zarara uğramış olmasıdır. Taşınmazın satılamaması, yapılaşmaya konu edilememesi veya kira geliri elde edilememesi gibi durumlar, zararın varlığına işaret eder. Bu zararın idarenin hukuki el atmasından kaynaklandığının ispat edilmesi gerekir.

Ayrıca idare tarafından kamulaştırma yapılmamış olması da tazminat talebinin temel şartlarından biridir. İdarenin kamulaştırma yapmaksızın taşınmazı uzun süre kamu hizmetine tahsis etmesi, tazminat sorumluluğunu doğuran en önemli unsurlardan biridir. Mahkeme, bu şartların oluşup oluşmadığını bilirkişi incelemeleri ve dosya kapsamındaki deliller ışığında değerlendirir.

Kamulaştırmasız Hukuki El Atma Davalarında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Kamulaştırmasız hukuki el atma davalarında görevli ve yetkili mahkemenin doğru şekilde belirlenmesi, davanın esası kadar önemlidir. Zira yanlış yargı kolunda veya yanlış mahkemede açılan davalar, usulden reddedilme riski taşıdığı gibi, uzun yargılama süreçleri sonunda telafisi güç hak kayıplarına da yol açabilmektedir. Bu nedenle kamulaştırmasız hukuki el atma uyuşmazlıklarında görev ve yetki meselesi, dikkatle değerlendirilmesi gereken teknik bir konudur.

Kamulaştırmasız hukuki el atma, idarenin bir idari işlem veya planlama kararıyla taşınmaz malikinin mülkiyet hakkını fiilen kullanılamaz hâle getirmesi sonucunda ortaya çıktığından, uyuşmazlığın kaynağında çoğunlukla bir idari işlem bulunmaktadır. Bu durum, görevli yargı kolunun belirlenmesinde temel ölçütü oluşturur. Eğer uyuşmazlık, imar planı kararı, plan değişikliği veya idarenin hareketsizliği gibi idari işlemlerden kaynaklanıyorsa, bu işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi idari yargının görev alanına girmektedir.

Bununla birlikte, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatları doğrultusunda, kamulaştırmasız hukuki el atmanın mülkiyet hakkının özünü zedeleyecek boyuta ulaşması hâlinde, taşınmaz malikinin uğradığı zararın tazmini amacıyla adli yargıda dava açabilmesinin de mümkün olduğu kabul edilmektedir. Bu durumda görevli mahkeme, taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesidir. Uygulamada en çok karşılaşılan hatalardan biri, iptal ve tazminat taleplerinin aynı davada ve yanlış yargı kolunda ileri sürülmesidir. İptal talepleri idari yargının, tazminat talepleri ise somut olayın niteliğine göre adli yargının görev alanına girebilmektedir.

Yetkili mahkeme bakımından ise genel kural, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olmasıdır. Kamulaştırmasız hukuki el atma davaları, taşınmazın aynına ve değerine ilişkin sonuçlar doğurduğundan, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi hem delillerin toplanması hem de bilirkişi incelemelerinin sağlıklı yapılabilmesi açısından en uygun yargı merciidir. Bu nedenle uygulamada, yetki itirazları çoğu zaman kabul görmemekte; taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi yetkili sayılmaktadır.

Sonuç olarak kamulaştırmasız hukuki el atma davalarında, uyuşmazlığın kaynağına göre görevli yargı kolunun doğru tespiti ve davanın taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılması, davanın sağlıklı şekilde yürütülmesi açısından hayati önem taşır.

Kamulaştırmasız Hukuki El Atma Davalarında Zamanaşımı ve Süreler

Kamulaştırmasız hukuki el atma davalarında zamanaşımı ve süreler, mülkiyet hakkının korunması ile hukuki güvenlik ilkesi arasında hassas bir denge kurulmasını gerektiren önemli bir konudur. Bu davalarda uygulanacak sürelerin belirlenmesi, el atmanın niteliğine ve ileri sürülen talebin türüne göre değişiklik göstermektedir.

Kamulaştırmasız hukuki el atma, çoğu zaman devam eden bir hukuka aykırılık niteliği taşır. İdarenin taşınmazı imar planında kamu hizmetine ayırması ve uzun yıllar boyunca kamulaştırma yapmaması, süreklilik arz eden bir müdahale olarak değerlendirilir. Bu nedenle Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarında, hukuki el atmanın devam ettiği sürece zamanaşımının işlemeye başlamayacağı yönünde güçlü bir içtihat oluşmuştur. Başka bir ifadeyle, mülkiyet hakkını sınırlayan hukuki durum ortadan kaldırılmadıkça, malik açısından dava açma hakkı devam eder.

Buna karşın, kamulaştırmasız hukuki el atmadan kaynaklanan tazminat taleplerinde, zararın öğrenildiği tarihten itibaren genel zamanaşımı sürelerinin uygulanabileceği kabul edilmektedir. Ancak uygulamada, hukuki el atmanın süreklilik göstermesi nedeniyle zamanaşımı itirazlarının çoğu zaman reddedildiği görülmektedir. Mahkemeler, her somut olayda el atmanın devam edip etmediğini, kısıtlamanın hâlen sürüp sürmediğini ve malikin mülkiyet hakkının ne ölçüde sınırlandığını ayrıca değerlendirmektedir.

İdari yargıda açılacak iptal davaları bakımından ise süreler daha katıdır. İmar planı veya plan değişikliği gibi idari işlemlere karşı dava açma süresi, kural olarak işlemin öğrenilmesinden itibaren altmış gündür. Bu sürenin kaçırılması hâlinde, ilgili idari işlemin iptali talebi süre aşımı nedeniyle reddedilebilir. Ancak bu durum, kamulaştırmasız hukuki el atma nedeniyle tazminat talep edilmesine her zaman engel teşkil etmez.

Sonuç olarak kamulaştırmasız hukuki el atma davalarında zamanaşımı ve süreler, davanın hangi yargı kolunda açıldığına ve talebin niteliğine göre farklılık göstermektedir. Hak kaybı yaşanmaması için, sürelere ilişkin bu teknik ayrımın doğru yapılması ve davanın zamanında açılması büyük önem taşır. Bu nedenle kamulaştırmasız hukuki el atma iddiasıyla dava açmayı düşünen taşınmaz maliklerinin, süreci alanında uzman bir gayrimenkul ve idare hukuku avukatı eşliğinde yürütmeleri, mülkiyet hakkının etkin şekilde korunmasını sağlayacaktır.

Related Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir