Oturma (Sükna) Hakkı Nedir?

Oturma (Sükna) Hakkı Nedir?

Oturma hakkı, Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen sınırlı ayni haklardan biri olup, hak sahibine bir taşınmazdan yalnızca konut olarak yararlanma yetkisi tanıyan şahsa sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Kanunda “sükna hakkı” olarak da ifade edilen bu hak, taşınmaz üzerinde mülkiyet veya intifa hakkı sağlamaz; yalnızca belirli bir kişinin, belirli bir konutta barınma ihtiyacını karşılamasına yönelik olarak tanınır.

Oturma hakkı, genellikle aile içi ilişkilerde, miras planlamasında veya eşler arasındaki mal rejimi tasfiyelerinde karşımıza çıkar. Özellikle sağ kalan eşin korunması amacıyla tanınan oturma hakkı, barınma güvencesi sağlayan önemli bir hukuki mekanizmadır. Bu hak, ekonomik değer taşımasına rağmen devredilemez ve miras yoluyla intikal etmez. Hak sahibinin kişiliğiyle sıkı biçimde bağlantılı olması, oturma hakkının en ayırt edici özelliklerinden biridir.

Oturma Hakkının Kurulması

Oturma hakkı, kural olarak tapu siciline tescil edilmek suretiyle kurulur. Taşınmaz üzerinde ayni hak doğurduğundan, şekle bağlı bir işlemdir ve resmi senet düzenlenmesi zorunludur. Malik ile oturma hakkı sahibi arasında yapılan resmi sözleşme sonrasında, bu hakkın tapu kütüğüne tescil edilmesiyle birlikte oturma hakkı hukuken doğar.

Bununla birlikte oturma hakkı, yalnızca sözleşme yoluyla değil; vasiyetname veya miras sözleşmesi yoluyla da kurulabilir. Miras bırakan, ölümünden sonra hüküm doğurmak üzere, belirli bir kişiye taşınmazda oturma hakkı tanıyabilir. Ayrıca kanundan doğan hâllerde, özellikle eşin korunmasına yönelik düzenlemeler kapsamında da oturma hakkının doğması mümkündür.

Oturma hakkının kurulmasında dikkat edilmesi gereken en önemli husus, hakkın kapsamının açık ve net biçimde belirlenmesidir. Hangi taşınmazda, hangi bağımsız bölümde, hangi süreyle ve kimler tarafından kullanılacağı hususlarının belirsiz bırakılması, ileride ciddi uyuşmazlıklara yol açabilmektedir.

Oturma Hakkının Kapsamı ve Özellikleri

Oturma hakkı, hak sahibine taşınmazı yalnızca konut olarak kullanma yetkisi verir. Hak sahibi, taşınmazı kiraya veremez, devredemez veya üçüncü kişilerin kullanımına sunamaz. Bu yönüyle oturma hakkı, intifa hakkından daha dar kapsamlıdır. Hak sahibinin taşınmazdan yararlanması, kişisel barınma ihtiyacıyla sınırlıdır.

Oturma hakkının bir diğer önemli özelliği, devredilemez ve mirasçılara geçmez olmasıdır. Hak sahibinin ölümüyle birlikte oturma hakkı kendiliğinden sona erer. Ayrıca bu hak, kural olarak süreli veya süresiz olarak kurulabilir. Süreli kurulmuşsa, sürenin dolmasıyla; süresiz kurulmuşsa, hak sahibinin ölümüyle sona erer.

Oturma hakkı sahibi, taşınmazı özenle kullanmakla yükümlüdür. Taşınmazın olağan kullanımdan kaynaklanan giderleri genellikle hak sahibine aittir. Ancak büyük onarım ve esaslı giderler, kural olarak malik tarafından karşılanır. Bu hususlar, taraflar arasında yapılan sözleşmeyle farklı şekilde düzenlenebilir.

Eşin Ölümü Halinde Katılma Alacağı veya Mirasçılık Nedeniyle Oturma Hakkı

Eşin ölümü hâlinde oturma hakkı, hem miras hukuku hem de mal rejimi hükümleri çerçevesinde gündeme gelebilir. Türk Medeni Kanunu’na göre sağ kalan eş, ölen eşin mirasında yasal mirasçı sıfatını haizdir. Bunun yanı sıra, edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi sırasında da sağ kalan eşin belirli hakları bulunmaktadır.

Sağ kalan eş, katılma alacağına mahsuben veya miras payına karşılık olarak, aile konutu üzerinde oturma hakkı tanınmasını talep edebilir. Bu talep, özellikle eşin barınma ihtiyacının korunması amacıyla düzenlenmiştir. Mahkeme, somut olayın özelliklerini değerlendirerek, sağ kalan eş lehine oturma hakkı tesisine karar verebilir.

Bu durumda tanınan oturma hakkı, tapu siciline tescil edilmek suretiyle ayni hak niteliği kazanır. Sağ kalan eşin bu hakkı, mirasçıların mülkiyet hakkını sınırlamakla birlikte, kanunun öngördüğü ölçülülük ilkesine dayanır. Uygulamada, bu tür oturma hakkı taleplerinin, mirasçılar arasında ciddi uyuşmazlıklara yol açtığı ve yargı yoluna taşındığı görülmektedir.

Oturma (Sükna) Hakkının Sona Ermesi

Oturma hakkı, kanunda öngörülen çeşitli hâllerin gerçekleşmesiyle sona erer. En yaygın sona erme sebebi, hak sahibinin ölümü olup, bu durumda herhangi bir işleme gerek kalmaksızın hak kendiliğinden ortadan kalkar. Süreli olarak kurulmuş oturma hakkı ise, kararlaştırılan sürenin sona ermesiyle birlikte sona erer.

Bunun dışında oturma hakkı, feragat yoluyla da sona erdirilebilir. Hak sahibi, tapu sicilinde yapılacak terkin işlemiyle bu haktan vazgeçebilir. Ayrıca oturma hakkının amacına aykırı kullanılması, taşınmaza ciddi zarar verilmesi veya hakkın kötüye kullanılması hâllerinde, malik tarafından açılacak dava sonucunda oturma hakkının kaldırılması da mümkündür.

Oturma hakkının sona ermesiyle birlikte, tapu sicilinde yer alan şerhin terkin edilmesi gerekir. Aksi hâlde, fiilen sona ermiş olsa dahi tapu kaydında yer alan hak, üçüncü kişiler açısından belirsizlik yaratabilir. Bu nedenle sona erme hâllerinde hukuki sürecin doğru şekilde yürütülmesi büyük önem taşır.

Sonuç olarak oturma (sükna) hakkı, özellikle aile hukuku ve miras hukuku bakımından büyük öneme sahip, mülkiyet hakkını sınırlayan ancak barınma hakkını güvence altına alan bir ayni haktır. Bu hakkın kurulması, kullanılması ve sona erdirilmesi süreçlerinde doğabilecek uyuşmazlıkların önlenmesi ve hak kayıplarının yaşanmaması adına, alanında uzman bir gayrimenkul ve aile hukuku avukatından hukuki destek alınması son derece önemlidir.

Related Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir